16 Mayıs 2009 Cumartesi

Doğa 2009


Bir de DKSK'nın "Çarşak" dergisine yazdığımız yazıyı eklersek örnekleme tam olacak ..



Gökova'da İlkyardım

Ocit gözünden kulağından bir ortak etkinlik anlatısı

Herşeyin nasıl başladığını anlatarak başlamaları gerektiğine karar verdiler. Zaten Çarşak pek sık çıkmıyormuş kesin güzel yazmalıyız, dedi biri. Evet, evet çok güzel bir yazı olacaktı. Her şey soğuk bir kış gecesi başlamış olmalı, diye devam etti bir diğeri ve yaklaşık bir tarih söylemeye çalıştı, saydığı birkaç alakasız yıl/ay kombinasyonuyla masadaki arkadaşlarının gözünde inandırıcılığını kaybedince sustu. O zamanlar hem Ocit'te hem Dksk'da olan bir sürü insan varmış, diye devam etti söz. Ortak etkinlik güzel şey diye düşündüler. Sonra birisi saatine baktı ..

Hava yine soğuyunca akıllara güneydeki denizin güzelliği düştü, ve kendimizi bir etkinlik toplantısında bulduk. Bu sene doğa olmalı mı olmamalı mı diye tartışırken biri silkindi ve behey TS dedi, olmalı.. 1, 3, 5 derken 15 kadar Dksklıyı aştide görünce (ki yazar bu durumu etkinlikten önceki hafta seyrettiği 'ayrı etkinlik toplantıları' isimli dadaist çalışmayla ilişkilendiriyor) ağız çizgileri kulaklara doğru ilerledi. Neyse yemek eksiklerini de indiğimiz yerde tamamlarız dedi biri, önceki akşam Ocit'in 100.yıldaki tüm marketleri yağmaladığından habersiz olarak. Oysa her şeyi çarpıp bölüp hesap etmişlerdi, çantalarındaki tarifsiz karbonhidrat kütlelerine anlam veremiyordu Ocit insanı. Dört işlemin usta ellerde ne kadar yararlı olabileceğine ise ertesi gün tanık olacaklardı.

Kısa süre sonra güneybatı yönünde yola çıkan 15 otobüse dağılıp koltuklara yerleşilirken herkes ES'ye hak veriyordu, sonuçta hangi otobüsün bizi doğru yere götüreceği bilinemezdi, en azından birileri etkinlik yerine varabilmeliydi. Uzunlu kısalı saatlerin ardından yere ayak bastıklarında 200km.lik sahil şeridinin etkinlik için fazla büyük bir alan oluşturduğunu farkeden etkinlik insanları aynı noktada toplanma kararı aldılar.

Yağmur, orman ve deniz üçlüsünün coşkusuyla varır varmaz bir karınca kolonisi edasıyla orman evine yerleşiveren etkinlik insanları şöminenin yanması ve 10 yıllık erzaklarının güveniyle birer ağustos böceğine dönüştüler. Çadır kurmak istemezük sesleri yükselirken sahneye çıkan çarpma bölme bilgininin bir gece daha evde kalırsak kişi başına ne kadar düşeceğine ilişkin çıkardığı fatura herkesi ikna etmeye yetti. Evet artık herkes çadırda kalmak için yanıp tutuşuyordu. Zaten yukarıya gönderdiğimiz elçimiz dönünce yağmurla ilgili kaygılarımızın yersiz olduğu ortaya çıktı. Kendisini çok iyi karşıladıklarını, telsizleri çekmediği için çağrılarımıza cevap verememiş olduklarını ve şüphesiz ki biz denize girelim diye ertesi gün güneşli hava gönderileceğini müjdeledi.

Derken ilkyardım eğitimi tüm hızıyla başladı ve konular konuları izledi. Ertesi gün öğlene kadar tüm teorik konular bitecek ve ardından kampçılık ve ilkyardım uygulamalarına geçilecekti. Birbirinin peşi sıra gelen konularla bilgilendik, ve artık hepimiz parmağımıza olta iğnesi girerse nasıl çıkaracağımızı ve dağda karşılaştığımızda hangi ayının burnuna vuracağımızı hangi ayının önüne devrilip yatacağımızı biliyorduk.

Konular bittiğinde TS'nin şarap politikasını öğrenen halk yaşadığı duygu yoğunluğunu türkülerle ifade etti, hele Aşık Birkal'ın 'Beedirhannn' isimli çalışması hem gözlerimizi doldurdu hem de haftalarca dillerimizden düşmedi.

İkinci gün planlandığı şekilde evi terkedip kamp alanına yerleştiğimizde Ocit insanlarının uzun süre etkisinden kurtulamadığı yemek anlayışı da artık kendini göstermeye başladı. Evde yemeğe ürkek ürkek yanaşan ve etrafımda yememiş kimse var mı acaba duyarlılığını taşıyan İlkyardus ocitus erişkin bireyleri, başlarının üstünde çatı olmayınca ve 10 yıllık yiyeceğin yarısının önceki gün tükendiği spekülasyonları kulaklarına çalınınca, türlerinde pek rastlanmayan bir adaptasyon gösterdiler. Özellikle tahta kaşık kullanma becerileri ve trangiaya yanaşma stratejilerinde büyük gelişmeler gözlenirken, bazı bireylerin trangia başına yerleşmekte uzmanlaştığı, bazılarının birden fazla trangiaya ulaşılabilecek en uygun pozisyonları kovaladığı, ilerleyen günlerde ise bu stratejilerin etrafındakileri lafa tutma ve trangia başındakinin kafasının üstünden suyunu ensesine dökerek yeme şeklinde çirkinleştiği kaydedildi.

Türlü garipliklerle başlayan etkinlik, uzun yatış saatlerinin, cömert içmece izinlerinin ve deniz kıyısında geçen zamanın etkisiyle büyük bir dinginliğe kavuştu. Uzunlu kısalı yürüyüşler, büyüklü küçüklü senaryolar ve türlü çeşitli ilkyardım uygulamaları şubat denizi kadar durgun zamanda süzüldü ve 4 günlük etkinliğimiz bittiğinde en doğrusu olduğuna karar verdiğimiz otobüse bu sefer hepbirlikte binerek Ankara yolunu tuttuk.

etkinlikten dikkat çekenler

Gizli görüşmeler açığa çıkarıldı:

Kulislerin nabzını tutmakla görevli muhabirlerimizin öğrendikleri, duyanların kanını donduracak cinsten. İddiaya göre etkinlik sırasında Ocitli yetkililer derin Dksk ile gizli bir görüşme gerçekleştirecek ve sözkonusu yetkililerin yarım Dksk eğitimleri sayılacak/onaylanacaktı. Gecesini gündüzüne katan muhabirlerimiz bu kara etkinlik aklama operasyonunu belgelediler. Halk bu soruların cevabını bekliyor: Hangi Ocitlilerin hangi etkinlikleri sayıldı, karşılığında neler verildi? Yoğun tehditlerle ve sansürle boğuşuyoruz, fakat biz bu gerçekleri açıklamak konusunda son derece kararl.........

Vejeteryan ahlakı buraya kadar:

Akşam yemeği için mangal yapıldığı sırada çevrelerinde vejeteryanların bulunduğunu haber alan bazı duyarlı vatandaşlar, mangalbaşından uzak durma pahasına bu kişileri normal hayata döndürmek için çabaladılar. Bu fedakarlıklarının kıymeti bilinmediği gibi üstüne bir de ahlak kelimesinin ağızlardan düşmediği bir tartışmaya kilitlenip aç kaldılar. Bir vatandaş isyanını “bana ahlak diyorlar, ben kimin karısına kızına bakmışım” sözleriyle dile getirirken, vejeteryan olduklarını iddia eden kişilerin etkinlik sakaryası öncesi bir kebabpçıda muhabirlerimize yakalanması halkın tepkisini çekti.

Tarihe tanıklık edildi:
Etkinliğimiz ilk gecesinde 1.ulusal maskulanistler kongresine ev sahipliği yaptı. Sunulan bildiriler ufuk açıcı tartışmalar başlatarak geleceğe yönelik umutları güçlendirdi. Fakat maskulanist manifestonun kaleme alınması çalışmaları sırasında yaşanan gerginlik çalışmalara gölge düşürdü. 2. kongreye kadar düşünürlerin uzlaşmaya varması umuluyor.


İstanbul ASPEG'e eğitim


Bakınız mailgrubunda zaman zaman şakalar espriler diyorduk, hemen örneği geliyor:

Donduk, cok eglendik, siz de eglenin dedik ufak bisey hazirladim, gidin eglenin…

ASPEG’e egitimden birkac anlamli cumle;

- “ 12 kurabiyelik canimiz var.” Bedirhan

Yarim litre kan kaybeden bir yaraliya bir kurabiyeyle iyilestirebilecegimizi anlatirken, 6 lt kanimizi varsayip, carpma bolme islemlerini aninda yapip, malum cumleyi sarfetmistir.

- “ You must be quiet” Tren teyze

Trenle Istanbula yol alirken, vagonda bir teysemsi yanimiza gelir “ gencler sigarayi sondururmusunuz (buyuk ihtimal ayri degil)(bence soru isareti bile yok)” diyerek herkesin elini kontrol eder, ama bilemezki biz sigara icmiyoruzdur, afedersiniz got olan ve “Gotluktun kacis hareketini” yapmadan aramizdan uzaklasirken, bize bu sentence yi savurmustur, apisip kalan OCIT ahalisi bir “van munit” bile diyememistir.

- “ Savatsa ilk yardim olmaz” Bedirhan

Bedirhana gore bizim mottomuz, hadi bakalim kolay gelsin:)

- “Iki gozu ayirma” Yetkin

Kafa omurga anlattigi sirada tahataya kisa ama net aciklamalar yapmak isteyen yetkin, bu cumleciki yazarak "torpil yapmayin ayrimcilik yok, birine hangi muameleyi cekiyosan digerinede cekeceksin" tarzi birseyler geveledi.

- “ cisim kopmasi” Tolga

Trende giderken Bedirhanin yaralanma olayina yorum yapmak isteyen kafasi karisik arkadas fireyzi.

- “ Turk travestisi egitimli degil” Tabiî ki Karpuz.

Kase sirasinda afedersiniz travesti olan karpuzun, eran ne yapacaklari belli olmayan bu insanlarin durumunun gene kendince sosyal icerikle anlatmaya calisirken.

- “ biblonun babasi” Emrah

Adini hatirlayamadigi bir egitileni bize anlatmaya calisirken. Biblo mu, bildigin kopek, biblo gibi ama canli yuruyor falan, koyunumsu, ha buna iki kere haymlich yapilmis, ilginc.

Kaselerden kisa kisa;

- Ilk kase: Klasik cevre guvenligi kasesi, bdirhan tolga basroldeler, gokce ikincil anlattigi sirada bedirhan birkac kere dersi kesecek tolgada dayanamayip atlayacak, “bari burada yapma, ankarada yapiyorsun burada rezil etme, biktik senden” tarzi kelamlarla adamla laf dalasina girilecek, artik biyerden sonra ipler kopacak tolga bicakla bedirhanin uzerine yuruyecektir, olaylar gelisecektir…

AMA olaylardan habersiz biraz gec kalmis bir egitilen diyelim goz ardi edilmis, hatta olayi ciddiyemi ne almis tolga ve bedirhan baya oskarlik performance sergilemismilerdir.. neyse kisa kisa dedim kisa keseyim, hersey planlandigi gibi giderken ben bedirhani odanin arkasina cekmistim itisiyorduk, bedirhan biraz cooldu ben agrasif sonra artik ben bicak cektim, iste olay ordakoptu, araya giren ender abi olayi gercek saniyor, sonradan gelen Barbaros bana “bicak elden alma haraketini” yaparak kolumu “kirayazarak” beni etkisiz hale getirdi, ciddiydi, durdurulmasi lazimdi, durduruldu, sakinlesildi, gulune gulune kopuldu:) artik cevre guvenliydi…

- Buyuk kase: traktor devrilmesi, gozu cikanm dersin, eli yananmi yoksa ipotermiye girenmi, neyse asil ilginci emrahin kasesiz kalmasiydi. Plan Emrah kardesini kazazede olarak gorecek intihar edecek falan atta tebesirle dusecegi yeri bile cizdik, espiriler sakalar icabi:)

AMA silah daha kasenin baslangicinda calindi saklandi ve sonunda Emrah kasesiz kalakaldi, ortalarda deli dana hesabi kase kovaladi, birturlu basarili olamayan Emrah, son care astimdan gitti!!

- Bedirhan, Karpuz tibbi aciller kasesi: sessiz sessiz aciller dinleyen gruh, su muhtesem vecizeyle irkildi; “ bize vurmayan bi kriz vardi, oda vurdu” ve iki tane pek sugur iki hatunumsu iceri girdi, silikonlu boyali ilginc tiplerdi, videolari paylasima duser yakinda:)

Mailime burada son verirken kucuklerin yanaklarindan, buyuklerinse itfayecide botsa kalan ama ne poka yaradigi hakkinda pek bir kafa yordugumuz ama nihayete erdiremedigimiz ellimle tutup operim. Hadin bakalim..

Tolga
“Istanbul’da ASPEG’e egitim” kolu baskan yardimcisi

Not:fotolara su adresten, atta doga fotolarinada bu adresten, atta yakinda bedirhan karpuz travesti kasesine, aa atta bedirhanin "kedi dotunu gormus illede yaram demis" tarzi kesiginin pansumani videosu raflarda, siddetle isteyin, ve bogazi ozleyene bogaz, bibloyu ozleyene bibloda mevcut!!

http://picasaweb.google.com/zuzamu/OcitAspegEgitimiIstanbul

başlarken ve melafis

Zaman zaman mailgrubundan yaptığımız gibi, şöyle etkinliklerde olan bitenleri anlatacağımız, sağda solda gördüğümüz ilkyardım vb. ile ilgili şeyleri paylaşacağımız ya da sadece geyik yapacağımız bir yer olsa diyorduk, şöyle hem bir arada bulunsalar hem de kalıcı olsalar.

Bu yer o yer olur mu acaba bi deneyelim bakalım.

İlk gönderimize de adetten olduğu üzere, Ocit'in ilk yazılı kaynağı olduğunu düşündüğümüz Melafis Efsanesi ile devam edelim:

Melafis'in hikayesi sadece basit bir mitolojik öykü değil, çok daha derinde insanoğlunun/kızının süregelen hayat adlı eşsiz serüveninde mihenk taşı oluşturmuş ender efsanelerden biridir.

Belki de Domates'in o savaşa gitmemesi, her iki halk açısından daha sağlıklı olacaktı ama ne üzücüdür ki, rastlantının ele avuca gelmezliğiyle şekillenen gündelik hayatın o acımasız rengi ve tüm acıların yegane kaynağı savaş, koşullarını bildik şekilde oluşturmuyordu.

Olması gerektiği gibi, en ön saflardaydı, cephenin en uç noktasındaydı ve şimdiye kadar Toratis'te ve tüm Kitandu ovalarında tek bir yenilgiye uğratılmamış eşsiz ordusunun başındaydı domates. Hıncını almak, öfke kusmak ya da fethetmek değildi amacı, onun daha yüce amaçları vardı ve karşısındaki Topaku yaylalarının gururlu ve şerefli ordusu bu amacını ve güzel günlere duyulan inancı köreltiyor, çok yakında kurulacak olan yeryüzünün şimdiye kadar görülmemiş, benzersiz ve halkının layıkı olan ülkesini Temana üzerinde nihayet kurabileceği düşüncesinin gerçekleşmesini geciktiriyordu.

Topaku yaylalarının gurur ve şeref dolu ordusu kendi bölgesinin koşullarıyla şekillenen savaş aletleriyle saldırmaya ve bir tavşan kadar bereketli Temana'yı terketmemekteki direncinden ödün vermemeye devam ediyordu. hayatlarını sürdürmek için kullandıkları ve aziz Kotaris'in hediyesi bildikleri oklarını bu kez ardı arkasına ve yılmadan Domates'in güçlü askerlerine yöneltmişlerdi.

Derken güneşin altında süregiden acımasız mücadele bir şimşekle kesildi. gökyüzü karardı, aysız bir gece gibi koyu bir leke tüm gökyüzünü kaplamaya başladı. "Domates vuruldu" diye bağırdı geçen savaşta sağ kolunu kaybeden, bir oturuşta koca bir ketanayı yiyebilen ve Domates'in potat yolunda rehberi olmuş kişi. Gözünden yaş akmadı ama içinde büyük okyanus hortumları koptuğu titreyen zavallı sağ yanağından anlaşılıyordu. hayat durdu, zaman durdu, mekan yoktu sanki.

Yalnız bir temenalı hareket ediyordu bu koca ovada. İki taraftan da değildi ama çokça acımasız savaş geçirmiş olduğu yüzündeki derin yas çizgilerinden belliydi. Emindi ne yapacağından ve yine emin adımlarla ilerledi Domates'in iri, kuru ve yıkık bir ağaç gibi yatan gövdesine. Eğildi nefesini yokladı, az önce inip kalkan göğsü simdi ölü bir kenga balığı kadar hareketsizdi.

Ve temanalı kendi nefesini ona verdi ve gücünü elinde toplayarak Domates'in yüreğine yöneltti. Bulutlar yok oldu, güneş açtı ve kuşlar öttü. Domates silkelendi ve kendine geldi.

Domates bir kavak ağacı gibi dikiliverdi ayağa. olanları tarttı kafasında, temanalıya bakarak "dile benden ne dilersen ey aldığım nefesimi ve atan kalbimin seslerini borçlu olduğum" dedi. o an temanalı yıllardır düşündüğü ve olmasını yürekten istediği tek şeyi istedi gözleri parlayarak güçlü hükümdardan. "ne olur herkesin nefesi ve gücü kendinde kalsın ve kimse öpüşmekten başka bir araya getirmesin birbirinin dudaklarını."

Temanalı melafis idi bunları söyleyen ve o an oldu dilekleri. Savaş bitti. Domates duruldu ve kardeşçe yaşamayı öğrendi iki onurlu halk. Ve her şeyin herkese yeteceğini anladılar bu olaydan sonra. Bir ömür boyunca iki halk barış içinde yaşadı ve ölümler sadece bekalo tarafından belirlenen sırada oldu. Yalnız bir kutacu kedisi olan holaki bu sıraya uymadı. Bunu da kimse merak etmedi.

Ama insanoğlu/kızı domates ve melafis'ten aldığı dersi çabuk unuttu. Hatırlayanlarsa üç beş kişi...